Tc Şahsında Tüm Komplocuların Yenilmesi An Meselesidir
18 Şubat 2018 Pazar Saat 09:38
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Genco Şengalî
Bu planlamaları yapıp hayata geçirmek için de özel birimler, kurumlar kurar. “Akıllı adamların” yönettiği devletlerin on yılları alan stratejilerinin merkezinde üretim teknikleri ve teknolojileri, bilim, sanat, spor gibi alanları geliştirmek, istihdam artırmak dedikleri işçileştirmeyi yaymak bu yolla sermaye artırmak, şirketleri zenginleştirmek ve devletin kontrolünü sağlamlaştırmak öncelik ve ağırlık verdikleri başlıca hususlar olur. Bu tür devletler çok şey üretir çoğunu satar az bir kısmını da vatandaş “tebaasına” susmaları için peşkeş çeker.

Bilim teknik çağının devletini yönetme aklı kıt olanlarsa yukarıda sıraladıklarımızı her zaman gereksiz ve önemsiz bulmuştur. Bu iki yönetme aklı, ulus devletler arasında özde olmasa da kimi hukuki uygulamalarda temel farkların oluşmasına yol açmıştır. Örneğin Ortadoğu ulus devletleri günlük hayatın ihtiyaçlarını karşılayacak hizmet görüntüsünü vermeyi bile başaramamıştır. Irak ve Başur Kürdistan hükümetleri buna en güzel örnektir. Irak ve Başur’da su, elektrik ve yakacak sorununun yaşanmasının ne anlama geldiğini düşünen oldu mu bilmiyorum. Başur’da memurların maaş sorunu da var. Irak gibi bir ülkede su, elektrik, yakacak sorunlarının nedenlerini yanıtlamak gerçekten çok zor. Bu gerçekliğin üzerine düşünülürse Ortadoğu devletleri denilen makinanın nasıl bir şey olduğu neyi nasıl öğüttüğü biraz anlaşılabilir.

Bir de işi gücü birilerini zapturapt altında tutarak yönetme aklı ile çalışan devletler var. Bu tür devletleri yöneten adamların akli durumu sadece “sorunlu bir akıl” cümlesiyle izah edilemeyecek kadar karmaşıktır. Bunların aklı her türlü çalışır sadece insan gibi çalışmaz. Bunlar özel savaş yöntemleriyle halkların maddi-manevi zenginliklerine el koyarak yaşarlar.  Bu tip adamların idaresinde olan bir devlet geleneğin de vardır. İşte Türk devlet geleneği her zaman bu tür adamların yönetimindeki devlet olmuştur. Genelde devletler ama özellikle de Türk devlet geleneği üretmez çalar. Büyütmez budar. Bölüştürmez tekelleştirir. Başkasının malını ve mülkünü gasp ederek benimdir der. Baştaki adamlar ve yandaşlar dışında başka hiç kimsenin bir şey görmesine izin verilmez. Bunlar canları istediği her şeyi yapmayı kendilerine hak görür. Kendilerinden olmayan başkalarının bunların yaptıklarını eleştirmesi suç sayılır.

Selçuklu devleti çete ve talan devletiydi. Öldürerek var olmuştu. Osmanlı tam bir gasp örgütüydü. Efrîn’den tavuk gibi daha bir çok şeyi çalıp getirip sınır kentlerine satmak Osmanlıdan TC'ye geçmiş bir kültürüdür. Osmanlının balkan işgalleri hakkında anlatılanlar ibret vericidir. Sadece diğer halklar değil Osmanlının “etrak-i be idrak” dediği Türkmenlerin Osmanlı hakkındaki  deyişleri kendi başına Osmanlının ne olduğunu anlatmaya yeterdir. Bu geleneği miras alan TC, seleflerinin toplamını temsil etme işinde pek mahirdir. Gürcü kökenli olduğu için Erdoğan'ın Osmanlı üzerinden ecdat vurgusu yüzde yüz hırsız ve katil kültürü ile Osmanlıyı kabul ettiğinin itirafıdır.

Türk devletinin 20. yy stratejisi halklara ait ne varsa el koyup kendisine mal etmekti. Bu strateji gereği Ermenileri, Asurileri ve Kürtleri katletti. Rumları binlerce yılık yurtlarından göçertti. Bu stratejiyle diğer halklara karşı yaptığı saldırılarda tam olmasa da arzuladığı sonuçları aldı denebilirler. 20.yy stratejisinde sadece Kürtlerden istediğinin tümünü alamamıştır. Kürt halkının önce kültürel sonrada siyasi askeri direnişinin buna izin vermemesi işini gerçekten zora sokmuştur. Kürtlerin zenginliklerini kendine mal etmeyi başarmadığı için diğer halklardan gasp ettiklerini yutması sindirerek kendine mal etmesi de tehlike altına girmiştir. TC için Kürtlük diğer halklardan alıp yuttuklarını sindirmek için üstüne içilecek bir bardak soğuk su gibidir. İşte Kürtleri de hal edebilseydi içine tıktıklarını sindirmesi çok kolaylaşırdı. Böylece tüm halkların soykırımı karşılığında 21.yya tek bir sorunu kalmadan girecek ve iyi beslenmiş sağlıklı biri gibi yaşayıp gidecekti. TC devletinin varını yoğunu Kürtleri katletmeye yatırmasının temel sebebi budur. TC'nin Erdoğan-Bahçeli liderliğinde CHP desteğinde kazanma olasılığı hiç olmayan günümüzdeki saldırıları Kürtleri de yutarak diğer halkları bir bütün sindirmek içindir. Ortadoğu'da 21.yy siyasal sistemi oluşmaktayken o da adeta zamanla yarışırcasına geçmiş başarısızlıklarını bir an önce gidererek girmek istemektedir. Ne yapacaksak şimdi yapabiliriz diyerek barbarca saldırmaktadır. Zamansızlık barbarlığının ve yenilmesinin ortak sebebi olmuştur. Kürtleri de yenersem diğer tüm suçlarım temize çıkacak düşüncesinde oldukları için devletin tümü bir ve ortak hareket ediyor. Eskileri yenilerini de suça bulaştırarak kendisi yapmıştır. Eskiler daha başından beri yeni yetmeye  “sen Kürtleri katletmesen devlete yer almazsın” demişlerdi. Eskiler CHP MHP’dir. Yeni yetme Erdoğan ve AKP şürekâsıdır. Eskiler Ermeni, Asuri, Rum ve Kürt halklarının katili, Erdoğan ve AKP sadece Kürt katili olarak en nihai sonucu almak istiyor. TC'nin bugün katil güruhların uzlaştığı bir devlet olması da bundandır. Kısa orta ve uzun vadeli planlamaları böyle bir güruhun uzlaşması nasıl olacaksa öyle yapılmıştır. Efrîn işgal girişimi TC'nin ne olduğunu kimlerin ve hangi adamların yönettiğini fazlasıyla netleştirmiştir. Dolayısıyla TC'nin Kürt halkına saldırısı suçlarının üstünü örtme amacı da güden daha büyük bir suçtur.

Kürtler yenilirse işgal suç değil “fetih” olacak düşüncesindedirler. Görünen Kürtlerin TC'nin ruhuna Fatiha okumaya başladıklarıdır. Çünkü TC ve başındaki adam ve kadınların unuttukları bazı şeyler var; Soğuk savaş sürecinde, 12 eylül ortamında, 15 şubat komplosunda Kürtler yenilmedi. Tam tersine bu çok zorlu ve büyük saldırılardan sonra daha da güçlendiler. Kürtler Efrîn saldırısını kesin ve nihai zafere gidecek yolun başlangıcı olarak değerlendirmektedir. Bu yönüyle Efrîn saldırısını 15 şubat komplosu saldırısına benzer ele almış görünüyorlar. 15 şubat komplosunda Kürdistan halk önderi Sn. Öcalan'ın imha edilmesi, Kürt özgürlük hareketinin de tasfiye edilmesi stratejik hedef olduğu belgeleri ile ortaya çıkmıştı. 15 şubat komplosu “TC'nin katil Kürtlerin maktul” olduğu  bir oyun gibi tasarlanmıştı. Sn Öcalan'ın ve TC içinde aklı başındaki bazı yöneticilerin devreye girmesiyle bu oyun önemli oranda bozuldu. Bozulunca ana stratejinin uygulanmasını isteyen uluslar arası güçler PKK içinde tasfiyeci bir gurup ile PKK'yi, 2002 senesinde de Erdoğan'ın başında olduğu AKP adlı proje ile Türkiye’yi yeniden o büyük oyunun içine çekme denemesinde bulundular. PKK kendi içini temizleyerek kendisini ve Kürtleri “maktul” olmaktan çıkardı. Ancak TC’de Erdoğan ve AKP giderek daha fazla bu oyuna katıldı. Ve TC “katil” rolünü fazlasıyla oynayacak duruma getirildi. “Maktul” konuma sokulan Kürtlerin kendisini bunun dışına çıkarması Erdoğan AKP projesini orta yerde bıraktı. Bu katiller bundan sonra ne yaparlarsa yapsınlar yapacakları kendilerini öldürmek olacaktır. İşte bunun içindir ki bugün Efrîn’de kendilerini öldürüyorlar. Erdoğan ve AKP bir proje oldukları için başka şansları yoktur ve kendilerini akrep gibi sokup öldürmek zorundadırlar.

Geçmişte bugün ki gibi halkları katledenler eski tecrübelerini yeni yetme Erdoğan'a vererek ona cesaret veriyorlar. Bahçeli ve devşirme Kılıçdaroğlu siyaseti böyledir. Muhalefet partileri olmalarına rağmen Erdoğan ve AKP yanında yer almaları da bundandır. Türk devlet geleneğinde tecrübe, akıl yürütme ile yenilik yaratmaya dayanmaz. Taklide dayanır. Taklit geçmişi olduğu gibi sürdürmek, geçmişte yapılanın aynısını yapmak, en iyisinden biçim değiştirerek koşullara uyarlamayı esas almaktır. Bu mantalitedendir ki TC’yi idare eden adamlar 2018 senesini, 1915, 1921, 1925 ve 1938 gibi okuyorlar. Kendini halen soğuk savaşın vazgeçilmez devleti olarak görüyorlar.

20.yyda Kürt katliamları haber değeri dahi olmayan öylesine gelişmelerdi. Birinci dünya savaşı ortamında Koçgirî, Palu, Hênê ve Dara Hênê katliamları, ikinci dünya savaşı ortamında da Dersim ve Agirî-Gelîye Zîla katliamları hakkında tek bir dava dahi açılmadı. Dünya bu katliamlara sesiz kalarak destek vermişti. TC barbarlığı o kadar alçakça ve ahlaksızçadır ki katlettiklerin ailelerinden harcadıkları mermilerin parasını talep etmişti. Kürt halkı tüm şartların kendisine ters olduğu böyle bir ortamda yenilmedi ve bitmedi. İçinden mucizeler yaratan Kürt özgürlük hareketi çıktı, binlerce genç kız ve oğlu fedaileşti.

Kürt Özgürlük hareketi işinin çok zor olduğunu daha ilk günden ifade etmiş. Kürt toplumunun içine düşürüldüğü durumu “ayaktaki ölüler” kavramıyla tanımlamış. Halk ve ülke koşullarının bu kadar zor olduğu bir zaman diliminde mücadele etmeye başlamak sıradan bir cesaret ve irade işi değildir. Daha iki yaşında bir mücadele partisiyken 12 eylül darbesi gibi bir saldırganlıkla karşı karşıya kalmış.  Önder kadrolarının tamamına yakını esir düşmüş. Böyle bir darbe kolay kaldırılacak türden değildir. Gerçekten de 12 eylül darbesinin işkencelerine dayanmak ve yenilmeden çıkmak mucize kabilinde bir durumdur. Büyük bir inanç ve iman olmadan bu başarılmazdı. Hareket olarak sadece fikirleri ve teorik belirlemeleri olan örgüt, dostları olmayan bir ortamda yenilmeden çıkmışsa bu hareketin sahip olduğu bir takım “sırları”  olduğuna inanmak gerekir. Kürtler 12 eylül barbarlığında yenilmeden çıktı. Askeri mücadele eder konuma geldi. Bu mücadele ile bir kaç defa TC yenilgiye uğratıldı. Örneğin 1992 güneyli siyasi gurupların ihaneti olmasaydı belki şimdi TC diye bir yapıdan bahsedemezdik. Yine zorlandığı her defasında ABD ve AB kolundan tutup kaldırmasaydı bugün bu düzeyde bela olmazdı.

ABD, AB ve Rusya son büyük desteğini komploda verdi. Kürt halk önderi Sn. Öcalan'ın esareti ile sonuçlanan bu komployla Kürtler bitirilmek istendi. Çünkü Kürtler Öcalan fikirleri ile yol alıyordu. O olmazsa yollarını şaşırır başka adreslere gider sanılıyordu. Ya da yol yürümeyecek kadar karanlığa saplanabilir diye düşünülüyordu. Planın bu olduğu yol stratejilerini böyle çizdikleri kesindir. Kürtler öncü kadroları ile birlikte bu amansız zorlu süreci de başarı ile geçti. 1999 uluslar arası komplosu dönemindeki Kürtleri ile bu gün ki Kürtler ne düşüncede ne de güç anlamında aynı değildir. Kürtlerin kafası oldukça netleşmiş güçlerine de yüz kattan daha fazla güç katmıştır.

Kürtler bu güçleri ile 3. dünya savaşı ortamına giriş yapmıştır. Kürtler tarihinin en güçlü TC ise tarihinin en zayıf dönemindedir. TC bu zayıflığını 3. dünya savaş ortamında Bakur ve rojava da katliam yaparak sağa sola ben güçlüyüm mesajı vererek üstünü kapatmak istemektedir. Kürtler ve Kürt özgürlük hareketi TC'nin en zayıf döneminde olduğunu biliyor. En zayıf dönmelerinde daha büyük saldırlar içinden her defasında güçlenerek çıkmayı bildiler. Tarih Kürtlerin son yüz yılın en güçlü olduğu bir dönemlerinde baş düşmanları TC'nin en zayıf olduğu bir dönemde kendilerine saldırmasını nasip etmiştir. Evet biraz tuhaf olacak ama Efrîn saldırısı Kürtler için hayırlara vesile olacak bir nasiptir. Bunun için Kürtler halk olarak çok büyük bir zaferin arifesindedir. Tarihte Kürtlerin büyük zaferleri her zaman tüm halkların zaferi olmuştur. 15 şubat komplosunun on dokuzuncu yılında Kürtlerin tüm halklarla birlikte tümüne bahşedecekleri en hayırlı zaferleri çok yakındır.

Genco Şengalî

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA