İslam’ın Son Ordusu mu, Ebreh’nın Fil Ordusu mu?
02 Mart 2018 Cuma Saat 12:55
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Genco Şengalî
Günümüzde “Kürt sorunu terör sorunu” denilerek Kürtlerin  inkarı edildiği, inkar ediliyor, bu yola Kürtlerin  haklı talepleri bastırılmak isteniyor. Yoksa Kürtler sorun oldukları için bir Kürt sorunu yoktur. Kürtlerin yaptıkları işlerse hastalıklı bir aklın yaydığı belaların önünü almaktan başka bir şey değildir.

Türk ulus devlet aklı Kürtler konusunda paranoyaktır. Şizofrendir. Bu hastalık Erdoğan ve AKP ile en tehlikeli dereceye varmıştır. Kapalı kapılar ardında Kürtler baş gündemdir. Devletin resmi aleni beyanlarındaysa Kürt yoktur. Gerçekten de devletin Kürt politikasını ve bu politikayı yürüten aklı başkaca tanımlamak, bu akıl sahibi zevatı başkaca isimlendirmek mümkün değildir.  Bu hasta devlet, Kürtlerin halk olmaktan doğan doğal haklarını tanımamakta ve Kürtleri yok saymaktadır. Bir kaç gün önce Erdoğan TSK için “İslam’ın son ordusu” tanımı getirerek işi doğrudan İslam zemine çekmiştir. Bu tanımın İslam kültürü içindeki anlamı Kürtler yok sayıldıkları için “taifeyi cin” kabul etmektir. Cin İslam'a göre kötüdür ve öldürülmeleri sevaptır. Bu söylemle Kürtlere “taifeyi cin” denilmemişse “mürtet-kafir” denildiğini bilmeliyiz. Bu da Kürtleri öldürün demektir. Erdoğan’ın Efrîn soykırımıyla görevli güruha İslam ordusu demesi tam olarak bu anlama gelmektedir.

Tüm bu barbarlıkları yaparken sıkça “biz teröre karşıyız Kürt halkına karşı değiliz, Kürtler bizim kardeşimiz” iğrenç yalanını dilendirmeyi de unutmuyor. Türklerde devlet olmakla övünenler iş Kürtlere gelince devletin nasıl yönetildiğini bir yana bırakıp çete oluveriyorlar. Ulus devlet mekanizması içinde bir halkın, inancın tanınması kanunlarla olur gerçeğini asla gündem yapmıyorlar. Ulus devlette kanunlarla garantiye alınması gerektiği halde yasallaştırılmamış bir olguyu kim dillendirirse dilendirsin, o söylemin bağlayıcılığı olmaz. Oyun, hile ve komplodan başka anlamı olmaz. Kürtler konusunda Erdoğan ve AKP'nin “açılımlar, çalıştaylar” günlerindeki söylemi Erdoğan ve adamlarının Kürtlere karşı en ince ayrıntısına kadar düşündükleri büyük bir komplo içinde olduklarını Efrîn işgali ile bir kez daha görmüş olduk.

Erdoğan ve AKP'nin geçmiş iktidarlardan daha tehlikeli bir faşizm uyguladıkları, Efrîn’de sürdürülen soykırımla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Tüm topluma, küçücük çocuklara dahi asker üniforması giydirip Kürtlere karşı savaşa yollayacağını ilan etti.  Üç dört yaşındaki kızcağıza “bak bayrağı da cebinde ölse şehit olacak” diyecek kadar alçaklaştığını, 21.yy dünyasında Türk ulus devletinin yeniden Osmanlı saltanat modeline dönmesinin ne iğrenç bir şey olduğu da gördük.

Türk devlet aklında halk; egemenlerin her yaptığına “Allaha şükür” deyip kabul eden “idraksizler” topluluğudur. Bu kültür devlet ile yoksul Türk halkı arasında yüzlerce yıldır süre gelen bir istibdat ilişkisine yol açmıştır. Türk egemenleri devletleşmeyi varlık gerekçesi sayar. Bu onlar için olmazsa olmaz bir kanundur. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” sözü bunun için söylenmiştir. “Keçi çobanı” bile devlet olsa ikinci gün her söylediğinin “amasız fakatız” kabullenmesi emrini verir. Erdoğan bu realitenin bugün ki temsilidir. Bu bilebildiğimiz kadarıyla sol ve diğer entelektüel çevrelerde yeterince analiz edilmemiş Türk devlet kültürünün önemli bir gerçekliğidir: Bin yıl önce yarı göçebe topluluklar halinde Fars, Kürt, Arap, Ermeni ve Asuri gibi Ortadoğu'nun en kadim medeniyetlerine sahip halkları arasına karışmak, daha sonra batıda Roma ve Grek uygarlık merkezlerine yanaşmak, onlarla savaşarak yurt edinmek böyle bir karakterin oluşmasında etkili olmuştur. O koşullar içinde devletleştikleri için “içerde hain, dışarıda pusu kurmuş düşman” söylemini kendilerine sığınak yapmışlar. Doğal olarak ilk yüz yıllarda “vatanımıza saldırıyorlar, zenginliklerimize el koyuyorlar, medeniyetimizi yıkıyorlar” diyemezlerdi. Çünkü o zaman ne vatanları, ne zenginlikleri ne de medeniyetleri vardı.

Türk egemenlerinin yeni bir devlet kimliği elde ettiği o önemli tarihsel dönem hakkında lafı uzatıp konumuzu dağıtmadan belirtmek istediğim husus şudur: Erdoğan ve AKP kafası o ilk geliş dönemindeki koşularda var olmaya çalışan Selçuklu egemenlerinin kafası gibi çalışıyor. Selçuklularda katilliklerine soygun ve talanlarına “İslam’ın cengaverliği” diyorlardı. Erdoğan’da bu gün Kürtleri katleder ve Kürdistan'ı yakarken buna “İslam’ın son ordusunu fethe” gönderdim diyerek din kılıfı giydiriyor. Çünkü kafası ancak bu kadar çalışıyor. “Beka sorunumuz var” yalanıyla Türk halkının bin yıldır bu topraklara yerleşmek için ödediği bedelleri inkar edip sanki Türk halkının bugün de bir vatan sorunu varmış gibi aldatıp milyon dolarlar biriktiriyor. Çalıp çırptıklarından birazını beslemelerine de vererek kendisi için konuşturuyor. Diktatörlük heveslerine “yeni bir milli mücadele veriyoruz” diyerek meşru ve siyasi kılıf uydurmaya çalışıyor. O kadar korku sarmış ki kendisinin ya da adamlarının kullandığı söylemleri kullanarak eleştiri yapanları bile hainlikle suçlayıp hapse atıyor. Bu adam, başkan olmak için yaptıkları ile bin yıldır bu topraklarda yaşayan Türk halkının varlığını ve kültürünü tartışmaya açmak üzere olduğunu görmek istemiyor.

Erdoğan şahsında yeni bir dönme, devşirme tipin devlet olma dayatması ile karşı karşıyayız. Bu gidişata en başta da yurtsever demokrat Türk-Türkmenlerin müdahale etmesi gerekir. Bu gidişatın önü alınmazsa en büyük zararı yoksul Türk halkı hata sermayedarları görmeye devam edecektir.

 Bugün ki Selçukilik Kürt düşmanlığı yaparak yeni bir “kâfir, kefere” algısı yaratmaya çalışmaktadır.  Erdoğan ve AKP “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek dil” ajitasyonuyla İttihatçıların Ermeni halkına yaptıklarını Kürtlere yapma peşindedir. Bu zevat, Kürtleri yok ederek “vatan yaratma” paranoyası ile hareket etmektedir. Bu neo-faşist zihniyet Erdoğan kişiliğinde çok bariz dışa vurulmaktadır. Türk yurtseverleri kişilik problemi yaşayan Osmanlı sultanları döneminde devletin kimler tarafından nasıl yönetildiğine bakmalıdır. Bu hastalıklı kişiliğin, sonuç alması mümkün olmayan soykırım politikalarını sürdürmesi halinde herkesten önce Anadolu’da yurt edinmiş Türklerin zarar göreceği görülmelidir. Türk-Kürt ilişkileri böyle bir faşizan uygulamayı kaldıramayacağından Kürt’ü bitireyim dereken Türk’ü bitirmeye yol açacağı kesindir.

Erdoğan ve AKP'nin planı Kürtleri bitirip kuzey Kürdistan'ı da “Türk yurdu” yapma hayaline dayanmaktadır. Bakur Kürtlerini de Türk yapma amacı güden bu klik Kürtleri kardeş değil tehdit ve düşman gören bir paranoyayla saldırdıkça Türklüğü bitireceklerini göreceklerdir.

Kürtler ve Kürt özgürlük hareketi nazarında Kürdistan, beraber yaşadıkları her halk topluluğunun ortak yurdudur. Bu topraklar ekmek verirken Kürt, Ermeni, Asuri, Arap, Türk vd… halk ayrımı gözetmemiştir. Kutsal kitabın cennet dediği bu toprakları Erdoğan ve AKP yakıp yıkarak cehennemlik işler yapmaktadır. Bu hasta akıl Kürtlerden “amasız ve fakatsız” biat istemektedir. Erdoğan'ın soyunu sopunu bilmiyoruz. Ama Kürtlerin halk olarak binlerce yıldır bu topraklarda diğer halklarla ortak ya da tek başına onun gibi zalimlere karşı nasıl direndiğini iyi biliyoruz.

Efrîn’de ki direniş “Son İslam ordusunun” sonunu pek yakında “Fil ordusu” gibi yapacak, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Genco Şengalî

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

 

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Bahar Deniz
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA