Suriye’de Başa Dönmek
18 Nisan 2018 Çarşamba Saat 06:30
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Can Toprak

3. Dünya savaşı derinleşerek, yeni yöntem ve araçlarla sürdürülmektedir. Tahripkarlık düzeyi son derece yüksek olan bu savaşın mekanı, müttefik ve karşıtları her an değişkenlik göstermektedir. Yürütülen savaştaki iç içelik ve karmaşa çoğu zaman her şey bitti denilen noktada yeniden başa dönmeye neden olmaktadır. Son olarak Suriye zemininde yaşananlar bunun bir kez daha tekrarlanmasıdır. Stratejik konumu, barındırdığı enerji kaynakları ve geçiş güzergâhı olması nedeniyle savaşın ana merkezi Ortadoğudur. Bu durum uzun süre daha devam edecektir. Fakat buradaki yangının bir sonraki gün nereye sıçrayacağını kestirmek imkânsızdır. Ortadoğuda her geçen gün derinleşen çıkar çatışmasına, ABD’nin Çin’e uyguladığı yüksek vergi oranlarının yarattığı gerginlik, Rusya’ya uygulanan yeni ekonomik yaptırımlar, ABD ile tüm Avrupa’da, Rus elçilik görevlilerinin toplu sınır dışı edilmesinin yarattığı kriz ve son olarak Suriye’de vekâlet savaşını sona erdirip, asıl aktörlerin savaşına dönüştürecek hamleler eklenmiştir. Gümrük duvarlarının yükseltilmesi Çin’i kendi içinde ciddi pazar sorunu ve üretimin anlamsızlaşma durumu ile karşı karşıya bırakmaktadır. Buna çözüm bulunmaması halinde uzun vadede kalabalık nüfus ile istihdam arasında denge sağlayan yüksek büyüme oranlarının bozulması ve iç istikrarın tehlikeye düşmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle atılan adımın Çin-ABD ilişkilerini tahrip etme ve derinleşmiş bir kriz yaratma potansiyeli bulunmaktadır. Yeni yaptırımlar, diplomatların sınır dışı edilmesi ve Suriye zemininde müttefikini koruyamaz hale düşürülmesi ile Rusya kuşatılmak ve savunma pazisyonuna sokulmak istenmektedir.  ABD ve müttefikleri bunu başardıkları oranda daha ileri hamlalere girişeceklerdir. ABD, Rusya’yı kuşatma hamlesinde ilk kez etrafında bu kadar geniş ve güçlü bir cephe görmektedir.  Özelikle enerji kaynakları üzerinde yaptığı antlaşmalar nedeniyle Rusya ile hep dengeli bir politika izleyen İngiltere’nin diplomatlar krizinde ve Suriye’ye saldırıda baş aktör haline gelmesi hem ABD’yi birçok cephede rahatlatmakta, hem de yaptırımların gücünü ciddi olarak artırmaktadır. Almanya’nın, ABD’den satın aldığı İHA’larla tarihinin en pahalı silah alımını gerçekleştirmesi ve Fransa’nın Suriye zeminindeki çıkışları son gelişmelerden ve değişen dengelerden bağımsız değildir. Yaptırımlarla ekonomik istikrar ve büyüme trendi zedelenerek Rusya’yı bir krize sürüklemek, askeri ve diplomatik alandaki saldırılarla ise itibarsızlaştırılarak etkinliğinin kırılması amaçlanmaktadır. Suriye saldırısı şimdiden belli boyutlarıyla bu sonuçları yaratmıştır. Rusya, saldırılar karşısında mütefiğini korumayacak duruma düşürülerek, Suriye’de askeri olarak nispeten elde ettiği kazanımlar darbelenmiştir. Saldırının askeri sonuçları sadece vurulan yerlerle sınırlı değildir. Esas olarak askeri alanda Rusya, rejim, İran ve TC’ye Suriye’de yapabileceklerinin sınırları çizilmiş. ABD ve müttefiklerini yadsıyan bir arayışın karşılaşacağı nihai sonuç gösterilmiştir. Bunun siyasi yansımaları ise Astana vb. adlar altında Rusya öncülüğünde yürütülen çözüm çabalarının anlamsızlaşması ve miadını doldurması biçiminde olacaktır. Bu bir yanda savaşı yeni bir evreye taşıyıp, daha da tahripkar kılarken, diğer yandan Cenevre merkezli çözüm arayışlarının başat hale gelmesine yol açacaktır. Yapılan saldırı Suriyedeki savaşı yeni bir aşamaya taşımıştır. Birçok çevrenin bitiği gözü ile baktığı savaşı, asıl aktörlerin sahneye çıktığı ve dahada yıkıcılaştığı bir hale getirmiştir. Rusya, İran, Suriye bloğu ve bunların bir polis gücü olarak kullandığı TC’nin geriletilmesi, bazı alanlardan çıkarılması ve sürekli savunma pozisyonunda tutulması sürecin yaratacağı olası sonuçlardandır. Krizin daha ilk adımında Rusya’nın TC’ye, Afrin’i rejime devretme çağrısı ve TC’nin Suriye’ye dönük saldırıyı ateşli bir biçimide savunması bunun ilk işaretidir. Bu durum Rusya’nın taktik bir adımı ve TC’yi daha fazla kendine bağlama çabası olarak görülse de, süreç içinde çelişkilerin daha da derinleşip, keskinleşmesi kaçınılmaz görülmektedir. Rusya, Ortadoğu’daki çıkarlarını esas olarak Doğu Akdeniz ve Suriye’deki konumlanması ile korumaya çalışmaktadır. Bu nedenle Astana vb. bölgesel oluşumlarla, gerici faşist yapıları etrafında toplayarak yüz yıl öncesinde kurulan statükoyu korumaya çalışmaktadır. Bundan dolayı Suriye zemininde Minbiç, Tebqa, Dêrazor hattında sağladığı gelişmelerle kendisinin mutlak hakimiyet arayışına engel olmaya başlayan Kürtleri baskı altına almak, sınırlamak ve zayıflatmak istemektedir. Kürtlerin Suriye’deki güçlenme düzeyine Ruslar, Afrin hamlesi ile cevap vermişlerdir. TC’yi, Kürtlere karşı bir polis gücü, bir sopa olarak devreye koymuşlardır. Bu yolla Rusya, TC eliyle Afrin özgülünde Kürtleri darbeleme, burayı psokoloijik bir yıkım zemini haline getirme ve Kürtlerin öz güce dayanarak kendi kendilerini korumayacakları algısını oluşturmaya çalışmaktadır. Bunu başardığı oranda Suriye rejimini tek seçenek, kendisini ise kurtarıcı haline getirmeye çalışmaktadır. Ayrıca TC’ye alan açarak ABD ve NATO ile yaşadığı sorunları derinleştirmek, çelişkileri büyütmek, TC’yi NATO’nun zayıf karnı haline getirmek, mümkünse koparmak istemektedir. ABD ve AB, Rusya’nın bu politikalarına karşıdırlar. Bunun başarısızlığa uğraması için kimi politik manevralara girişmektedirler. Fakat bu güçler şimdiye kadar Rusya ile direk sıcak savaş biçiminde karşı-karşıya gelmekten kaçındılar. Ayrıca Kürtlerin çok fazla güçlenmesinden, öz güç, öz iradeye dayalı bir güç olmasını istememektedirler. Daha çok iradi olarak zayıf ve kendilerinin desteği olmadan varlığını sürdüremeyecek bir yapı istemektedirler.

Küresel güçler arasında kızışan kavganın bölgesel yansımaları da olmakta, bölgesel ilişki ve çelişkiler yeni biçimler almaktadır.  Geçmişte bölge düzeyinde Şialık-Sünnilik eksenine oturan cepheleşme halen önemli oranda varlığını korumaktadır. Fakat başını Türkiye’nin çektiği faşist, ulus devletçi ve ne olursa olsun eski statükoyu korumaya dayalı yeni bir blok oluşturma çabasıda ivme kazanmaktadır. Bu durum Arabistan, BAE, Mısır ile TC ve Katar gibi geçmişte Sünni cephede yer alanların karşıtlaşmasına, birbiri ile uğraşır, çatışır hale gelmesine neden olmaktadır. Bu duruma uygun olarak Suudi Arabistan öncülüğünde yeni bir Sünni kümeleşme gelişmektedir. Suudi ve Mısır’ın öncülüğündeki Sünni yapının en önemli özelliği Türkiye’yi dışlamasıdır. Sünni bloğun karşısındaki Şialığın temsilcisi İran ise yeni yaptırımlarla bir kez daha kuşatmaya alınmıştır. Yemen ve Suriye zeminindeki varlığı büyük saldırılarla karşı karşıyadır. Kısa sürede bu duruma Iraktaki kazanımlarının saldırıya uğramasının eklenmesi büyük olasılıktır. Kendi içinde ise ciddi bir iç kargaşa ve kaos korkusu yaşamaktadır. Irak’ta, DAİŞ saldırıları yeniden yoğunluk kazanmaktadır. Adeta 2013-2014 yeniden yaşanmaktadır. Kerkük her an patlamaya hazır bomba haline gelmektedir. Bir yanda ABD, diğer yanda İran’ın etkisi her geçen gün daha fazla artmaktadır. Şiiler kendi içlerinde birçok gruba bölünürken, Sünniler DAİŞ ile özdeşleştirilerek tümden dışlanmaktadırlar. Bu ortamda yükselen anti-Kürt eğilimler ve ülkedeki tüm denklemi değiştirme potensiyeli taşıyan seçim atmosferi Irak’ı ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır. TC ise içte anti-Kürt, dışta ise yayılımcı politikaya dayanarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Rusyanın bölgedeki polisi durumuna düşme pahasına tüm varlığını ortaya koyarak, İran, Irak, Suriye’yi kapsayan anti-Kürt cephesini güncellemek istemektedir. Gerçekleşmesi imkansız gibi görünse de bu yolla değişim isteyen, alternatif oluşturan güçleri ezmek ve başarabilirse Kürt soykırımını başarıya götürmeyi amaçlamaktadır. Bu yönelim Kürtler için büyük riskler taşımaktadır. Fakat aynı zamanda TC açısından da ciddi handikaplar barındırmaktadır. Dünyada tecrit olmuş,  tüm önemli merkezlerle kavgalı hale gelmiş ve her an krize dönüşecek bir ekonomi ile savaşı geniş bir coğrafiyaya yaymak TC’yi son derece kırılgan hale getirmektedir. Bu durum TC’nin müttefikleri olan ABD, AB dolayısıyla NATO ile de yaşadığı sorunları daha da derinleştirmektedir. Tüm bölgesel ve yerel güçlerle ilişkilerini sorunlu hale getirmektedir. Arabistan ve Mısır’la karşıtlaştığı gibi, Suriye zeminindeki yönelimleri nedeniyle İran’la da ilişkileri her geçen gün kötüleşmektedir. En önemlisi de Akdeniz’de yaşanan gelişmelerdir. Yunanistan’ın 12 ada ile ilgili iddialarını gündeme getirmesi, Rumların petrol arama çalışmalarına ivme kazandırmaları ve bu alana dönük askeri yığınağın başlatılması bu gelişmelerden bağımsız değildir.

 Kürdistan’da ise Afrin’in işgali, Dersim, Amed, Botan, Başur ve Şengal’e uzanan saldırılarn nihayi amacı, 20. yy’da Zeytin dağı çevresinde Ermenilere uygulanan soykırım kıskacına bu kez Kürtlerin alınmasıdır. Afrin’den başlayarak binlerce kilometreye yayılan saldırı dalgası bu amacın pratikleşmesidir. TC, küresel aktörlerin bölgeye dönük planları ve oluşan güç dengelerinden yararlanarak Kürt soykırımını başarıya ulaştırmaya çalışmaktır.

Sömürgeci TC Bakur’da olduğu kadar, Başur ve Rojava’da da saldırmaktadır. Başur’da Kerkük trajedisinde esas saldırgan TC’dir. Bakur boydan boya soykırım kıskacındadır. Rojava’da ise saldırganlığının en uç noktası Afrin’in işgalidir. Tüm saldırılarda esas fail TC’dir. Bu nedenle Kürtlerin TC’ye karşı tüm parçaları kapsayan, eş zamanlı ve bütünlüklü bir mücadele yürütmelerine ihtiyaç vardır. Savaşı beli alanlara sıkışmış halde çıkarmak, Türkiye şehirlerine, turizm merkezlerine ve Kürdistanın her alanına taşımak, ülkenin üç parçasını aynı anda direniş zemini haline getirmek gerekmektedir.

Can Toprak 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA