Türkiye Seçime Darbelerle Gidiyor
05 Mayıs 2018 Cumartesi Saat 10:29
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Genco Şengalî

Her devlet bir hukuka dayanır. Devletlerin kuruluşunun bir diğer anlamı kimi hukuki kanunlar etrafında ne yapacağı belli bir gurubun kendisini resmen ilan etmesidir. Devlet kurulduğunda sahip olduğu ciddiyeti kuruluş felsefesi de denilen bu kurallara uymasıyla beli olur. Türk devleti de çok ciddi bir devlettir. Çünkü o kurulduğu dönemin gayri hukukiliğini ki birinci dünya savaşının içinde kurulmuştur, çok iyi uygulayan bir devlettir. Yani Türk devletinin hukuku hukuksuzluktur. Bu tür devletler çete devletleridir. Kimin nerede ne zaman ne yapacağı pek beli olmayan mafyavari oluşumlardır. Türkiye devleti sistemini darbelerle kurmuş ve darbelerle sürdürmekte olan bir devlettir. Bu devletin normal, kabul edilebilir normlarla yönetildiği günler istisnadır.

Daha işin başında Kürtlere ve komünistlere darbe yapmıştır. Direnen halklara darbe yapmıştır. İslam'i hassasiyeti önde olan yurtsever insanlara darbe yapmıştır. Daha sonra bir birine darbe yaparak bir birini infaz etmiştir. Her kesin çok iyi bildiği dört askeri darbe içinde balans ayarları yapılmış bu devlet, yapılmış darbeleri de yine darbe rejimleriyle değiştirmeye çalışmıştır.

Aslında son dört beş ay içinde Türkiye'de çok sayıda darbe yapılmıştır. Bu darbeler, Erdoğan adlı çete başının 15 Temmuz darbesini neden “Allah'ın nimeti” şeklinde dillendirdiğini iyi izah etmektedir. Bu darbeler dizisi Efrîn işgalinden sonra daha da sıklaşmıştır. Çete başı Efrîn işgali ile seçim kazanmayı garantileyeceğini hesaplamıştı. Efrîn’de duvara tosladığı için hesapları tutmadı. Bunun için peş peşe darbeler yaprak kendini zorla seçtirmek peşine düştü. Artık Anadolu ve Kürdistan halklarından oy alamayacağını bilmektedir. Durumu Esat’tan da tehlikede bir kişidir. Yaptıkları kendisini bitiren bir adam olan çete başı, etrafına topladığı çok saydaki vurguncu soyguncuyla ancak darbelerle güvenliğini sağlayabileceğini bilmektedir.

İlk ciddi darbe ittifaklar adı altında kendini seçtirme kanunlarını çıkartarak yaptı. İşlediği suçu bildiğinden kendisini eleştiren muhalefette “haydi sizde ittifak yapın”  diyerek kendi tabanının aklıyla alay etti. Çünkü ittifak siyasi olarak koalisyon kurmak demektir. Bu adam kendi seçmenine hep koalisyon kötü bir şeydir propagandası yapardı. İkincisi MHP ile ortaklaştı. Ancak daha düne kadar da MHP’yi en tehlikeli ve geri parti görmüş MHP çizgisini kast ederek “milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” demişti. Seçim kanununda yapılan oldukça ilginç, ilginçliği kadar oy hırsızlığını aleni biçimde kanunlaştıran değişikliği de bu darbe içinde saymak mümkündür.

Daha sonra yeni bir darbe daha oldu. Bu defa daha önceki darbelerde tanklarla ele geçirilip yayın çizgileri değiştirilen gazete ve TV kanallarını “yumuşak güçle” ele geçirdi. Paranın gücünü kullandı. Doğan basınını satmayıp kısmen direnir gibi olunca “ya satarsın ya iflas edersin” manasındaki mesajlarla elindeki KHK gücünü kullanacağını çeşitli kereler ima etti. Böylece 15 Temmuz da Gülencilerin MG3lerle kirpilerle tanklarla ele geçiremediği Doğan medyayı adam çalıp çırptığı paralarla, tek adam olmanın kendisine verdiği KHK hakkıyla bir çırpıda ele geçirdi.

Türkiye tarihine geçmesi gereken son darbeyse 11. cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderilen genelkurmay başkanı ve Kürt devşirmesi İ. Kalın eliyle yapılmış “nezaketli darbe” olmuştur. Tam da seçim döneminde cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı tartışılan bir kişiye bu iki adamın özel ve gizli gitmesi kesinlikle bir darbedir. Çok açık bir müdahaledir. Bu son darbe peş peşe yapılan ve hepsi de Erdoğan adlı adamı seçtirmek için olan darbeler serisinin temel karakterini çok açık ortaya koymuştur. Darbeler birinin ya da birilerinin iktidarı ve devlet yönetim mekanizmalarını ele zorla ele geçirmesidir. Bu zorun ile de silahlı olması gerekmez. Çünkü zor zordur. Her darbenin ile de kanlı olması gerekmiyor. Yaşadığımız çağın özellikleri öyle bir acayip ki zoru bin bir çeşidi denenebiliyor. İkincisi artık darbelerde iktidar sahiplerinin bir birini vurması ya da tutuklaması kadar halklara ve emekçilere karşı silahlı ve işkenceli darbeleri söz konusudur.

Abdullah Gül kişi olarak çok önemli biri olmayabilir. Onun seçilmesi çok şey değiştirmeyebilir. Bunlar önemli değildir. Önemli olan işin perde arkası. Yapılan şeyin anlamıdır. Meseleyi birazda bu açılardan okumak gerekir.

Türk genelkurmay başkanı H. Akar 15 Temmuz darbesi gecesi darbecilerle saatlerce kalmış, ‘darp’ edilmiş, daha sonra darbecilerden olan AKP’nin ileri gelenlerinden birinin kardeşi tarafından hükümete ve Erdoğan’a teslim edilmişti. İ. Kalın genelde pek tanınmayan karanlık biri olarak bilinir. Hakan Fidan yerine MİT müsteşarı olacağı tahmin edilen biridir. Bir duyuma göre Erdoğan seçilirse Fidan’ı başyardımcı yapacak, İ. Kalın’ı ise MİT’e atayacakmış. Türk devletinde asıl devlet yürütmesi ordu ve MİT’tir. Erdoğan ile birlikte bu iki kurum cumhurbaşkanlığında birleşerek daha aktif yapılacaktır. İ. Kalın’ı MİT’ten sayabiliriz. Demek ki ordu ve MİT birlikte Erdoğan sistemi olacaklar. Buradan yolla çıkarak yorumlarımızı biraz daha ileriye götürerek daha neler söyleyebiliriz. Şimdi bunları sıralayalım.

Türkiye'deki tüm darbeler ordu ve MİT ortaklığı ile yapılmıştır. Bu iki kurum TC kuruluş mantığını temsil ederler. Yapılan her darbe ile TC biraz daha ordu ve istihbarat devleti olmuştur. 12 Eylül son askeri darbedir. Erdoğan'ın temsil ettiği siyasi anlayış 12 Eylül ideolojisine aittir. Bu darbenin kalıcı bir rejime dönüşeceğini 1979’da daha bu darbe olmadan Kürt halk önderi Abdullah Öcalan “Türkiye de bir darbe olursa İran, Pakistan ve Afganistan’da yaşanan gelişmelerden ötürü kalıcı bir rejime dönüşecek ve bu rejimde faşizm olacak” öngörüsüyle belirtmiştir. Askeri darbeler tek adamlı faşist rejimlerdir. Erdoğan ordu ve MİT kurumlarının mantığını temsil ettiği için 12 Eylülün amaçladığı rejimi dört dörtlük inşa etmek için seçilmiş ve seçtirilmiştir. Gül’e yapılan ziyaret tüm bu sebeplerden ötürü oldukça anlamıdır. Gül parlamenter sistemden yanadır. Darbecileri 15 Temmuzda da görüldüğü gibi “halkın iradesi” adını taşıyan parlamentoları istemezler. Tıpkı Erdoğan gibi.

O zaman Gül’ gidişin nedenleri bir; ‘kurmakta olduğumuz sistemimize muhaliflik etme. Otur oturduğun yerde’ uyarı ve tehditlerini iletmek amaçlı olabilir. İki; ‘devlet olarak çok ciddi bir savaşın içindeyiz. Bu savaşı sürdüreceğiz. Erdoğan olmadan biz bu savaşı sürdürmekte güçlük çekeriz. Siz şimdilik durun. Daha sonra seni devletin yumuşak yüzü olarak yeniden sahaya süreriz’ devlet planlamasını aktarmak için olabilir. Aslında her iki amaç da aynıdır. Birincisi seni içimize almak istemiyoruz. İkincisi sana daha sonra ihtiyacımız olacak demektir.

Bana sorarsanız Gül’e helikopterli ziyaretin amacı ikinci nedenden ötürüdür.


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA