Beyaz-Siyah-Yeşil Faşizan Türk Basını
18 Haziran 2018 Pazartesi Saat 11:35
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Dünyanın her yerinde bir şekilde basın yayın kuruluşları, devlet yapılarını dikkate alırlar. Bunun içindir ki, basın yayın kuruluşları ile devletlerin ilişkileri her zaman güçlü olmuşlardır. Basın yayınların devletlere yakın durmadıkları yerde, devletlerin kendileri bir yolunu bulup, kendi basın-yayın kuruluşlarını örgütlerler.

Evet, basın-yayın kuruluşları bir şekilde devletlerle içli dışlıdırlar. Bir yere kadar bu anlaşılırdır da. Ne de olsa, devlet yapıları baskı araçlarıdır. Bunun içindir ki, muhalif olanlara yaşam imkanı tanımazlar. Böyle bir ortamda eğer muhalif bir basım yaşamak istiyorsa, o zaman bir yere kadar devlet yapılarını dikkate almaları gerekiyor. Ya da, her türlü saldırıya hazır olmalarıdır. Birinci husus budur.

İkinci bir husus ise, nispeten demokratik olarak tanımlanan batı devletlerinde, muhalif basın-yayın kuruluşları, görünüşte daha serbest ve “bağımsız davranış sergilerler.” Ancak bu bağımsız davranış sergileme biçimleri özsel değil biçimseldir. Yine de bir yere kadar “bağımsız” hareket edenleri değil ki görülmemişlerdir. Ancak bunların ise başlarına nelerin geldiği herkesin malumu.

Özcesi, basın-yayın kuruluşları bağımsız değildirler. Olmaları ise zordur. Ancak bu gerçeklik Türkiye söz konusu olduğunda ise, bağımsız olmanın kırıntısına bile rastlanmadığı gibi, çoğu zaman basın-yayın kuruluşlarının kendileri aynen devlet yapıları gibi faşizan refleksler gösterirler. Milliyetçi ve ırkçılıkta üzerlerine yok gibidir. Devletten daha devletçi, devletten daha fazla devlet sahibi gibi davranan bir basın-yayın söz konusudur. Çok acıdır ki, Türkiye’deki basın-yayıncılığın ağırlıklı bir bölümü böyledir. Tuhaf olan ise, böyle oldukları halde, kendilerini bağımsız, özgür ve adil olarak isimlendirmekten ise geri durmazlar. Dahası, gerçekten de kendilerini demokratik ve insani de bilirler. Hâlbuki devletle kendilerini özdeşleştirenlerin tümü özümlenmişlerdir. Kişilikleri elde edilmiştir. Devlet içileştirilmişlerdir. Başka bir deyişle, Türkleştirilmişlerdir. Yani yanlılaştırılmışlardır.

Ne yazık ki, bu basın-yayıncılık İttihat-i Terakki’den Kemalistlere, Kemalistlerden Yeşil Faşistlere kadar hep aynı karakteri göstermiştir. Mayaları, milliyetçiliktir. Milliyetçiliğin ise bir adım ötesi faşizmdir. Ve bu basın-yayıncılık özü itibari ile faşizandır.

Söylediklerimizi uzun uzun anlatmaya ve ikna etmemize gerek yoktur. Meşhur deyimle, “üslubuyla beyandır insan.” Üslubuyla ele verir kendisini insan.

En son Suruç’ta Yeşil-Siyah faşistler yurtseverlere ağır silahlarla hem saldırıp katletmişlerdir hem de basın-yayınlarında, yurtseverlerin kendilerine nasıl saldırdıklarını hep bir ağızdan işlemeye başlamışlardır. Öyle ki, tüm basın yayın kuruluşları ve kanalları, “AKP’lilere yapılan saldırılar” olarak, günlerdir işlemektedir.

Ölenler yurtseverler, saldırıya uğrayanlar yurtseverler ancak tutuklananlar yine yurtseverlerdir.

Beyaz-Siyah-Yeşil faşist basın-yayının geçmişten beri böyle bir basın olduğunu göstermek açısından, geçmişte yazdıklarını buraya olduğu gibi almak, bu basın-yayının neme nem bir basın yayın olduğunu göstermek açısından yeterlidir.

Örneğin:

-7 Mayıs 1925 tarihli Vakit Gazetesi “ … Türk süngülerinin bulunduğu hiçbir yerde Kürt sorunu yok…”

-2 Temmuz 1930 tarihli cumhuriyet gazetesi “…Eşkıya tenkil ediliyor. Kuvvetlerimiz Ararat Ağrı dağını tamamen kuşatmışlardı. Hükümet bu kez Şark(Doğu)meselesini kökünden hal etmeğe karar verdi. Hükümet imhaya azmetmiş… Halkın hayvanlarını çalan, köyleri yakıp yıkan bu haşerenin artık tamamen kökü kesilmek üzere… Yalnız adi bir hırsızlık için değil, anavatanda yeni bir irtica hamlesi yapmak hırsıyla hudutlarımıza saldırdıkları anlaşılan müfsitlerin (fesatçı),bu sefer katiyetle boğulması azmiyle tedbir alındığı muhakkaktır…”

-2-15 Temmuz 1930 tarihleri arasında çıkan cumhuriyet gazetelerinde “…Eşkıya, layık olduğu şiddetli cezayı görmekte gecikmeyecek Tenkil harekâtı süratli ilerliyor. Şakiler kuşatma çemberinde, Şakiler pek müşkül durumda, birliklerimizin demir çemberi içinde kalmış bulunuyorlar. İlk safhada hayli zayiat veren eşkıya… Şaki Perişan… Şakiler korku ve telaş içinde uçak bombardımanı ve birliklerimizin yürüyüşü önünde Şakiler sürekli gerilemekte. Mecnun ve Sergüzeşti türedi tertipleri kökünden kazınmak üzeredir. Eşkıya mahvedildi. Dehşetli köpek yiyen Şakiler, Şarkta başkaldıran Şekavet ve irtica kendi bozuk kanı içinde boğulmuştur. Yaşamaya azmetmiş bir millet olduğumuzu bir daha ispat ettik…”

-13 Temmuz 1930 tarihi Vakit gazetesi “Asiler beş günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da hareket devam ediyor. Dünden beri hareket sahasında kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahvetmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur…”

-14 Temmuz 1930 tarihli cumhuriyet gazetesi “Hayvanlarla bir damda yatan, hela yapmayı bile bilmeyip de evlerinin üstünü ve kırları gübreliğe çeviren bu iptidai(ilkel) çevreye; ordumuz ayni zamanda medeniyet getirmiştir. İnsanca yaşamayı aşılamıştır…”

Son zamanlarda Kandil operasyonu manşetleri dikkate alındığında aşağıdaki haber manşetleri daha fazla önem kazanıyor.

-16 Temmuz 1930 tarihli cumhuriyet gazetesindeki “Ağrı dağı harekâtı bu hafta başlıyor”, “ …Ağrı dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türkün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15 bin kadardır. Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur… Bu hafta içinde Ağrı dağı tenkil harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkânı tasavvur edilemez…”

Afrin saldırıları öncesi ve sonrasında Türk basın yayıncılığını daha iyi anlamak açısından Dersim’e ilişkin zamanında yazılanlara bakmakta fayda vardır.

-5 Temmuz 1937 tarihli ulus gazetesi “Tunceli’nde büyük ıslahat programı sürüyor. Köprüler kuruluyor, kışlalar, mektepler, binalar yapılıyor. Yol, kışla, karakol, doktor, ziraatçı, makine, telefon. Bir tek deyimle Uygarlık kadrosu, Tunceli’ne cumhuriyetin damgasını vuruyor…”  Afrin’e ilişkin söylenenlere ne kadar da benziyor!

Uzatmadan, zamanında Kürtleri günlük olarak katleden, soykırımda geçiren bir rejimin yanında böyle sözde basıncı-yayıncı olarak duranlar, bugünlerde de benzer bir şekilde Kürtler yok edilirlerken de aynı, basın-yayın ahlaksızlığını sürdürüyorlar, hem de basın yayın ahlakı ile hem de ne kadar, “bağımsız, hür, eşitlikçi, objektif, tarafsız” diyerek… 

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA