Kemal Amedî
Akıl Tutulması
01 Mart 2018 Perşembe Saat 09:16

 Muhtemelen Erdoğan ve akıl daneleri bu yolla Efrin de yaşayan sivil halkı korkutup yerleşim yerlerini boşaltmaya zorlamak suretiyle Efrin’i insansızlaştırarak tasarladıkları işgal girişimin ikinci adımı olan demografik değişimi gerçekleştirmeyi planlamışlardı. Böylelikle sözde “bir güvenli bölge “oluşturmak ve sonra da bu işgali bütün Rojava Kürdistanına yayarak bir yönden Bağdat diğer yönden Şam’a kadar uzanan bir yelpazede “ Yeni Osmanlı” hayalinin peşine düşmek hedefleri arasındaydı. Elbette bütün bu hesapların içerisinde bölgenin petrolünden alacakları “pay “ meselesi de işgalcilerin gözlerini karartan bir başka etkendi. Bu amaçla başlangıçta süratle Rusya, ABD, İran arasında yürütülen mekik diplomasisinde masa üstünde neler verilip alındığının net olarak ortaya çıkması için biraz daha zamana ihtiyaç var. Fakat görülen odur ki, Rusya’nın ambargosuyla yaklaşık bir hafta süren Türk uçaklarının Suriye semalarını kullanamama durumu * Gazprom* projesine T.C. tarafından eklenen 3 milyar dolarla 7 Milyar dolara çıkınca Rusya kendi kasasına girecek olan ilave 3 Milyar dolar için Efrin de sivil halkın tepesine yağan bombaları görmezden gelerek Suriye hava sahasını tekrardan işgalci T.C. uçaklarına açtı. Aslında bütün bunlar dünya kamuoyunun gözü önünde uygulanan vahşetin boyutlarını izan sahibi herkesin anlaması için yeterli verilerdir. Kapitalist modernitenin zihniyeti gereği hegemon devletlerin bütün bu yaşananlar karşısında aldıkları *orta yolcu tutum* bizleri şaşırtmamalıdır. Örnek olarak Almanya’nın bir yandan” Efrin’e müdahale derhal sona ermelidir” söyleminin yanında, Türkiye de tutuklu bulunan Alman vatandaşı gazetecinin serbest bırakılmasının hemen akabinde T.C. ’ine yeni silah satışını gerçekleştirmesi hegemon güçlerin mantığı içinde anlaşılması gereken bir davranış biçimidir. Yine ABD’nin ; “YPG bölgede bizim müttefikimizdir” açıklamalarının yanı sıra “Efrin’ de zaten biz yokuz orada ne olduğu pekte bizi ilgilendirmiyor” mealindeki açıklamaları da bizleri şaşırtan söylemler olmamalı. Bütün bu hesapları başından beri boşa çıkartan Kürdistan Özgürlük Hareketinin bölgeye hâkim olan ideolojisi ve bu ideolojinin haklılığından aldığı güç olmaktadır. Başta Kürtler olmak üzere bölgenin demokrasi güçlerinin kendi öz güçlerine dayanarak başlattıkları direniş, sadece bölgedeki İŞİD belasını mağlubiyete uğratmakla kalmamış İŞİD’in hamisi olan T.C. ’nin bu işgal girişimini de çoktan boşa çıkarmıştır.

Özcesi T.C. ‘nin faşist diktatörü Erdoğan ve çetelerinin çok yönlü saldırıları karşısında Kapitalist Modernitenin hegemon güçlerinin bölge siyasetlerinin bizim açımızdan anlaşılmayacak bir yönü bulunmamaktadır. Asıl dikkat edilmesi gereken husus Erdoğan ve avenesinin bu işgal ve bağlı olarak ortaya koydukları soykırım girişimlerini Ortadoğu Halklarının en önemli kutsallarından biri olan “İslam Dini” adı altında temellendirip meşrulaştırmaya çalışmalarıdır. Bölgede meydana gelen büyük akıl tutulması işte tam da bu noktada yaşanmaktadır. Hatırlanacak olursa Erdoğan ve faşist çeteleri Efrin’i işgal girişimini Türkiye’de 90 bin camide verdirdikleri hutbelerde Kuran-ı Kerimin “Feth” suresini okutarak başlatmışlardır. Bu hareket tarzı kendilerinin İslam daki *Mukatele* yani savaştan ne anladıklarını ortaya koymaktadır. Bunların gözünde Mukatele merhum şair Mehmet Akif’in “Kocakarı Ve Ömer” şiirinde yaşlı kadının dilinden söylenmiş ve İslam halifesi Ömer’in yaptıklarını eleştiren anlayışı ifade etmektedir. Kadın kendi fakirliği ve kimsesizliğine Halifenin ilgisizliğinden dem vururken onun cihat anlayışını da Akif’in şiirinde şu dizeyle dile getirmektedir “Cihat, cihat diyerek git cihanı soy paylaş”. Evet, gerçekten de Erdoğan ve çetelerinin “Cihat” anlayışı bu düzeyde bir anlayıştır. Onlar için İslam, halkların bütün kültürel ve maddi zenginliklerini yağmalanın aracıdır. Bunun için bütün bir halkı soykırıma uğratmaktan da çekinmezler. Halkın kendi kutsallık alanından çıkarılarak iktidarlaşmış, devletleşmiş İslam, bunlar gibi haramilerin elinde insanlığı yok edecek büyüklükte bir atom bombasından daha tehlikelidir. Türklerin İslamlaşma süreci iyi bilinmektedir. Türkler için İslam Devlet ve İktidarla içiçe geçmiş ve ayrıştırılması mümkün olmayan bir ideolojik inşadan başka bir şey değildir. İslam, devlet erki ve iktidar demektir. Aslında İslam’ın Muavviye ve sonrası uygulamalarından kaynaklanan bu anlayış Hz Muhammed’in “İslam Güzel ahlaktır” tanımını boşa çıkaran bir pratiğe sahiptir. Son dönem İttihat Ve Terakki anlayışından kaynaklı şoven milliyetçi yaklaşımları da göz önünde bulundurduğumuzda, aslında bu yorumuyla İslam’ın Ulus-Devletin iktidarını tatlandıran bir sos kıvamından öteye gitmediğini görmemiz gerekir. Faşist Erdoğan’ın bir akıncı uç beyi edasıyla Efrin’i işgal girişimini “İslam Orduların son feth harekâtı” olarak nitelendirmesi bu zeminden kaynaklanmaktadır. Beştepe de bu mazlum halkların parasıyla inşa edilen saltanat ve iktidar göstergesi saraydan tutun da, Gürcü asıllı sözde “Yeni Osmanlı Halifesi” Erdoğan’ın bütün tavırlarına yansıyan egemen iktidarcı yaklaşım dayanağını, böyle bir “Din “ anlayışından almaktadır. Bu din anlayışı Kuran’ın deyimiyle kendini *Belam-ı Baura* ların diliyle ortaya koymaktadır. Belam; böylesi tahrif edilerek saltanatın ve iktidarın payandası haline getirilmiş anlayışın din adamlarına Kuran’ın verdiği isimdir. Yani görünüşte sureti Haktan yana bir kılıf içindeki insanlık düşmanlarının, halkın kutsallarını eğip bükmek suretiyle iktidarın değirmenine su taşıyan kuzu postuna bürünmüş kurtlara yakıştırılan sıfattır. İslam’ın büyük devrimcisi Ebuzer ’in bütün mücadelesi bu anlayışa ve bu anlayışı temsil eden “Belam” lara karşı olmuştur. Sonucu Rebeze çölüne sürülerek ölüme terk edilmek bile olsa Ebuzer bu devrimci mücadelesinden bir an bile vaz geçmemiştir. Çünkü Ebuzer; Hz Muhammed’in “Cihadın en efdali (yararlısı) zalim sultanın yüzüne hakkı söylemektir” hadisini bizzat Hz Muhammet’ten duyan ve hayatını bu ilke üzerinde düzenleyen bir halk adamıdır. Buna karşılık İttihat Ve terakki eliyle inşa edilen Türk Ulus-Devletinin dine yaklaşımını bu devletçi ve iktidarcı temelde anlamak mümkünken asıl akıl tutulması Kuzey Kürdistan da yaşayan Müslüman Kürt Halkının arasında yaşanmaktadır. Bilindiği gibi Kürt halkının İslam’ı kabulü Türk halkının kabulünden çok daha öncedir. Ama asıl sorun bir öncelik-sonralık meselesinin ötesinde halkların İslam’ın özüyle ne ölçüde doğru bir buluşmayı sağlamış olduklarında gizlidir. Kürtlerin İslam’ı kabulü kendi kültürel öğelerinin İslam anlayışıyla sentezlenerek ortaya çıkardıkları ahlaki-politik yapıyla özetlenebilir. Sosyolojik açıdan bakılacak olursa “Kürt İslam’ı” genel olarak toplumun kültürel oluşumlarını güçlendiren, ahlaki yapıda var olan kollektiviteyi destekleyerek yaşamı anlamlandıran bir temele sahiptir.  Bu anlamıyla İslam’ın Kürtlerin tarihi-sosyolojik gerçeklikleri içinde olumlu katkıları olduğu gözlemlenebilir. Zerdeşlik ve İslam, iktidar ve devletleşmekten uzak kalmış bir halk olarak Kürtlerin kültürel yapısının oluşumuna ve bu yapının çağlar boyunca aktarımına zemin olmuş iki ana unsurdur. Türkler de İslamlaşma sonrası ortaya çıkan tarikat ve cemaat olgusu her zaman iktidarın çeperinde (İmparatorlukların çevresinde) yaşam bulurken, Kürtlerde bu olgu daha ziyade medreseler ve çevresinde halkın içinde kendi yaşam kaynağını bulmuştur. Kürt medreseleri ve oralarda yetişen “Meleler” sarayın ve iktidarın sesi olmaktan tarih boyunca kaçınmışlardır. Aynı anlayışı Kürt Aleviliğinin tarihsel ve sosyolojik gelişiminde, Pirler ve Seyitler geleneğinde daha çarpıcı olarak görmek mümkündür. Bütün batıni ekollerin temelinde de bir Kürt izine rastlanması bunun en açık ispatıdır. Baba Tahir-i Üryan dan Karmatilere, Mazdekilere, Babek’e, Hürremilere kadar uzanan süreç içerisinde Kürt halkının toplumcu kolektivist özelliklerini görmek mümkündür. Bu tarihi gerçeklikleri dillendirmenin şoven-milli bir anlayışla ilgisi olamaz. Buradan hareketle birilerinin bizleri Kürt şovenizmiyle suçlamaya çalışmaları ihtimaline karşılık hemen belirtmeliyim ki, öncelikle bir, bu satırların yazarı Kürt etnisitesi mensubu değildir, ikinci olarak bütün bu yazılanları tarihten doğrulamak isteyenler için basit bir araştırma yapmak yeterlidir, üçüncü ve son olarak ta asıl olan halkların çeşitliliğinin toprağı bir çiçek bahçesinin güzelliğine çevirmesi gereken bu coğrafyada bu yazılanlar her türlü “TEKLEŞTİRME” nin karşısına adalet ve vicdan ölçüsüyle çıkmanın argümanlarıdır. Bu açıdan bakıldığında Kürtlerin medreseleri çok uzun süre bu halkın aydın yetiştiren kurumları, yani akademileri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.  Kemalist rejimin “Tekke Ve Zaviye” kanunu ile birlikte bu medreseleri kapatmasının arkasında yatan sebepte Ulus-Devlet mantığının iktidarcı ve Devletçi İslam’ı bu topraklar üzerinde uygulamaya koyma projesinden ibarettir.

Sonuç olarak; Son günlerde yaşandığını söylediğimiz “Akıl Tutulması” olayı özellikle Müslüman Kürt halkı arasında Efrin’i işgal hareketine karşı yaşanan sessizliğin ortaya çıkardığı bir gerçekliktir. Bu gerçeklik başta Ahmed-i Xani, Mele Ciziri, Seyda Cîgerxwîn gibi toplum aydınlarının mücadelelerine, hatırlarına saygısızlıktan başka bir şey ifade etmemektedir. Bu insanların hepsi İslam’ı toplumsal bir aydınlanma kaynağı olarak kabul etmiş ve kendi yaşamlarına da, toplumsal yaşama da İslam’dan aldıkları ahlaki ölçüleri doğru temelde oturtmaya çalışmış isimlerdir. İnsanın aklına ister istemez şöyle bir soru takılıyor. Bu gün Mardin de, Hatay da, Antep te yaşayan bir Müslüman Kürt nasıl oluyor da her gün gözünün önünde, birinci paylaşım savaşından sonra egemen devletlerin masa başında cetvelle çizdiği sınırların hemen ötesinde yaşayan akrabalarının üzerine T.C. ‘nin jetleri, tankları ve obüsleri tarafından tonlarca bomba yağdırılırken sessizce oturmayı yeğleyebiliyor. Hz Muhammet “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” demedi mi? İşte akıl tutulmasının yaşandığı en önemli kırılma noktası burası. Yine de bizler Kürt halkının kendi değerlerine olan bağlılığının bu süreçte zalimin zulmüne galebe çalacağından emin olarak bu halkın bağrından çıkan Ebuzerlere olan güvenimizi yitirmeden “Ne olursa olsun, sonu muhteşem olacak”  diyelim.

Kemal Amedi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html