Halep Ve Savaş/3
Dizi Yazı / 22 Aralık 2017 Cuma Saat 09:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sun tzu isimli bir Çin’li dahi İkibin yıl önce savaş sanatı isminde bir kitap yazmış

Düzenli bir ordunun kuruluşunu, işleyişini, emir komuta sistemini, savaşa hazırlıklarını, savaşta yaptığı hücum ve manevralarını, başarı-başarısızlık nedenlerini anlatmış. Tüm bunları da savaş sanatı olarak adlandırmış. Buradan yada başka yerden esinlenerek savaş sanatı kavramı genel kabul görmüş. Fakat öldürme ve yıkımın bir sanat olup-olmadığı tartışmalıdır. Hem etik açıdan öldürmenin bir sanat olması sorunludur, hemde öldürme ve yıkım eylemi ile sanat kavramı bir-birine karşıttırlar. Yine de savaş ve çatışmaları tanımlamak için bu kavram dışında şimdilik bir seçenek yok. Halep’e ilişkin yazınca burada hayat bulan savaş tarzı yazılmasa eksik kalır. Çünkü son birkaç yıl Halep ismi savaşla özdeşleşmiş. Buradaki savaş tüm değerleri, kimlikleri, kültür, inanç ve renkleri gölgede bırakmış. Halep’te birçok savaş yöntemi iç-içe uygulanmıştır. Hitlerin yıldırım savaş stratejisi, Mao’nun uzun süreli yıpratmaya dayalı gerilla savaş stratejisi, emekçilerin barikat savaşları ve Çeçen savaşçıların Çeçenya başkenti Grozni’de Ruslara karşı uyguladıkları şehirleri kuşatma, yerleşim alanlarını ev-ev, sokak-sokak ele geçirme stratejisini iç-içe uygulamışlar. Kimi yerde bunlardan biri-bazı zeminlerde bunların tümünün iç-içe uygulanması hayat bulmuş.  Fakat hem rejime karşı olanlar içinde Grozni vb. yerlerde savaşanların olması, hemde Çeçenya savaşını şehirleri yok ederek kazanan Rusların burada bulunması birçok yönüyle Grozni kent savaş tarzını ön plana çıkarmıştır. Bir anlamda hem rejim, hemde ona karşı isyan edenler tarih boyu direniş, mücadele, savaş ve yok etme konusundaki tüm deneylere başvurmuşlar. Bu yönüyle tüm taraflar sonuna kadar Servantes’in ‘aşkta ve savaşta hile meşrudur’ tanımına denk davranmışlar.  Rejim ve müttefikleri Rusya-İran uçak, tank, top, füze gibi ağır silahlar kulanmışlar. Uzun süre kuşatma ve savunmada kaldıktan sonra bunun mutlak yenilgi ve rejimin çökmesi olduğunu görmüşler. Bu nedenle Rusların öncülüğünde yıkıcı bir saldırı süreci başlatmışlar. Ulusalarası ilişkilerini kulanmışlar. Ekonomik ambargolara başvurmuşlar. Satın alma, provaksiyon vb. yöntemlerle karşıtlarını bir-birine düşürmüşler. Ele geçirmek istedikleri alanları önce kuşatmaya başlamışlar. Kuşatmaya aldıkları bölgedeki insanlara karşı Ekmeği-suyu, ilaç ve diğer insani ihtiyaçları yıkıcı bir silah olarak kullanmaya başlamışlar.  Bu ihtiyaçların kuşatma bölgelerine giriş-çıkışı yasaklanmış, ambargoya tabi tutulmuş. Böylece hedef bölgesindeki kuşatmayı, ambargo izlemiş, bunu ise yoğun kitlesel göçler takip etmiştir. Birer silaha dönüşen bu ihtiyaçlardan yoksun kalan kitleler yavaş-yavaş kuşatılan bölgeleri terk etmeye başlamışlar.  Yoğun göçle sivil kitlelerden yoksun hale gelen alanlar daha ölümcül saldırıların hedefi haline gelmişler. Ruslar ve rejim bu zemin üzerinde daha çok hava saldırılarına dayalı savaş tarzını esas almışlar. Karada savaşı sürdürecek bir ordu gücünden yoksun olmaları ve yolların tamamen kullanılmaz hale getirilmesi, her yerin mayın –patlayıcılarla tuzaklanması Rusya ve Suriye için savaşı havada sürdürmeyi kaçınılmaz kılmış. Uçaklara doldurdukları varil bombalarını mahalle ve kentlerin üzerine boşalmışlar. Bunu birçok yerde ki karadan-karaya fıtlatılan füze atışları takip etmiş. Böylece kent adım-adım yıkılarak hiç bir canlının yaşamayacağı hale getirilmiş. Yani şehri kurtararak kitlelerin yeniden yaşamlarını ikame edeceği hale getirme yerine, hiçbir canlının kalmadığı hale getirerek enkaza dönüştürme, yok etmeyi esas almışlar. Bu yolla Halep’in tahrip olmasında belirleyici rolü üstlenmişler. 

Cihadist gruplar ise birer akıl tutulması, birer anlaşılmazlık yumağı gibi görülse de özü itibarıyla birkaç savaş stratejisini Çeçenlerin Grozni’de uyguladıkları savaş yöntemine monte eden bir tarzı esas almışlar. Önce şehirleri, yerleşim alanlarını bir-birinden koparmışlar. Köprüleri havaya uçurmuşlar. Yolları, viyadükleri tahrip ederek ulaşımı imkânsızlaştırmışlar. Böylece rejimin bir yerden diğerine takviye aktarmasını, güçlerini yenilemesini imkânsız hale getirmişler. Bunu yerleşim alanlarının kuşatatılması izlemiş. Uzun süreli kuşatma ile rejimi karadan hareket edemez hale getirmişler. Bu yolla rejimin şehirlerde zayıflamasını sağlamışlar. Yerleşim alanlarında zayıflayan rejim süreklileşen saldırıları karşılayamaz duruma düşmüş. Bundan sonra yerleşim alanları içine sızmış gruplar mahalle, cadde ve sokakları barikatlarla bir-birinden koparmışlar. Rejim güçlerini küçük birimler halinde bir-birinden yalıtılmış hale getirmişler. Rejimin küçülen askeri birimleri, çetelerin sayıca büyük saldırı gruplarına karşı koyamaz hale gelmiş. Bunun sonucu rejim tutunmaktan zorlandığı bir çok yerde Peş-peşe çekilmiş. Bu durumu içte ve dıştaki çete gruplarının eş zamanlı kapsamlı taarruzları izlemiş. Bu yolla birçok alanda rejim ayakta kalamaz hale gelmiş. Kuşatma ile zayıflatılıp-ayakta kalamaz hale getirilen rejim güçlerine bomba yüklü araçlar ve intihar bombacıları ile yapılan ani saldırılar tamamlamış. Bunun zirvesini ise hem içerde-hemde dışarda binlerce çetenin tearuzu oluşturmuş ve şehirler-alanlar ele geçirilmiş.  Rejimin kaybettiği, faşist çetelerin ise kazandıklarını düşündükleri bu zeminde işler tersine dönmeye başlamış.  Çeteler yıktıkları sistemin yerine her hangi bir alternatif ikame etmemişler. Bu nedenle denetimlerindeki alanlarda başıboşluk, hırsızlık, talan ve keyfi uygulamalar, buralarda yaşamayı imkânsız hale getirmiş. Cihadist grupların bir-birleriyle olan rekabeti, ortak bir otorite, irade ve uygulamanın olmaması, her hangi bir güvenlik teşkilatının bulunmaması tam bir kaosa neden olmuş. Bu duruma rejimin kuşatması, ekonomik ambargoları ve bombardımanları eklenince kitlelerin ‘kurtarıcılardan’ kurtulma ve göç yoluna düşme dışında bir seçenekleri kalmamış. Kitlelerin şehirleri boşaltması rejimin elindeki tüm imkanları seferber ederek çetelere karşı saldırılara girişmesine kolaylık sağlamıştır. Böylece Ulusalarası ve bölgede değişen denklem, içerde değişen dengeler savaşın gidişatına da etki etmeye başlamış. Denklem değişmiş. Yıkılmaktan olan rejim yerleşim alanlarını yakıp-yıkarak ayakta kalmayı başarmış. Süreç içinde şehrin tüm alt yapısı tahrip olmuş, binaların tamamına yakını çekirge sürüsünce kemirilmiş hale gelmiştir. Cihadisteler yıkım, yok etme ve kötülükte sınırsız bir yaratım gücü göstermişler. Bunun sonucu eski şehirde, şehirde kurulu düzeni de yıkmayı başarmışlar. Fakat yıktıklarının yerine hiç bir şey koymadıklarında tam bir kaos gelişmiştir. Ele geçirdikleri yerlerde ki halkın günlük su-ekmek, yakacak, ilaç vb. temel ihtiyaçları karşılanamamıştır. Yoğun güvenlik sorunları boy vermiş. Bir araya gelen her 10-15 kişi kendini otorite ilan etmiş, kendine göre yasa ve yasaklar koymuş, hırsızlık, yağma almış başını yürümüş.  Böyle olunca halk kurtarıcılardan kurtulmanın arayışına yönelmiştir. Halep’teki yıkıcı savaşın durumu özet olarak böyledir.  Şimdilik Halep’teki savaş durmuş. Yıkılmış şehrin her yeri birer kontrol noktasına dönüştürülmüş.  Mahalleler-caddeler parsel-parsel bölünmüş. Kimileri Rus’ların, kimileri ise İran’lıların eseri bölgeler oluşmuş. Ruslar, ABD’liler, İran yada başka küresel veya bölgesel güçlerin tümü bölgeyi bölüp-parçalamayı, parçalı hale getirmeyi esas almışlar. İç-iç oluşan bölgeler her an yeni çatışma potansiyelini oluşturmuş. Halep’in Afrinle, Afrinin- Minbiç’le olan ulaşımını imkansız hale getirmişler. Bazı yerleri rejimin almasını sağlamışlar. Kimi yerler çetelere bırakılmış, bazılarını ise YPG almış. YPG’nin Halep ile Afrin hattını birleştirme hamlesini ise çeteler değil, Rusların ayak oyunları ve bombardımanı önlemiş. Böylece Kürdistanlı güçlerin sürekli kuşatma altındaki Afrin gibi bir sorunu yaşamasına, rejimin onlarca yerdeki kuşatmadan dolayı Ruslar olmadan yaşamayacak durumunun kalıcılaşmasına ve sağda-solda kümelenmiş çetelerin ile Tc’yi ise hem Kürtleri, hemde rejimi kendi politikalarına razı etme aracı olmasını sağlamış. Bu nedenle bu bölgede yeni sınırlar, yeni devletler değil, sınırların anlamsızlaştırılması, halkların, inanç gruplarının, kimlik ve kültürlerin  iç-içe, yan-yana kardeşçe yaşayabilecekleri bir ortamı yaratmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Can Toprak

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Halep  Ve  Savas3  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.