Emek alanında MİT Ajanları Deşifre Edildi
Haberler / 01 Mart 2018 Perşembe Saat 09:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kurulduğu günden beri anti demokratik karakterinden hiç taviz vermeyen Türk ulus devleti, AKP-MHP iktidarıyla kurumsallaşmış bir faşist devlet olma yolunda emin adımlarla ilerliyor

Karşıtlarının mücadelesi bu faşizmi durdurmaya yetmezse, AKP-MHP’li TC’nin kopkoyu bir faşizm olacakları açık. Gerçekten de her şeyi istismar eden, her şeyden nemalanmak isteyen, dahası istismar edeceği olayları ustalıkla yaratan bir faşizmle karşı karşıyayız. Sadece hala doğru tanımlanmaya ihtiyaç duyulan 15 Temmuz olayları ve en son Afrin işgal girişimi sürecinde yapılanlara bakıldığında bile, AKP-MHP faşizminin ne kadar fırsatçı, istismarcı ve her şeyi istediği gibi yönlendirmede ısrarcı olduğu anlaşılır.

Demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük savunuculuğu ile işe başlayan AKP, gelinen aşamada bugüne kadarki tüm faşistlerin pabucunu dama atmış durumdadır. Başta Kürtler olmak üzere, kendisi gibi düşünmeyen herkese, tüm toplumsal kesimlere gösterdiği tek yol vardır: teslimiyet ya da yok oluş. ‘Milli’ ve ‘yerli’ kavramlarını tekeline alarak, yaşamın her alanında karşıtlarını ‘dış güçlerin uşağı’ olarak yaftalayıp, faşizmine ulusal duyguları istismar ederek meşruiyet kazandırmada ustalaşmış durumdadır.   

Öyle ki kapitalizmin ideolojisi olan liberalizmin önemli ölçüde çelişkilerini yumuşattığı, bu yönüyle sistemsel tehlike olmaktan çıkardığı emekçilerin gösterdiği asgari muhalif duruş bile büyük bir saldırıyla karşılaşmaktadır. İşi insan sağlığını iyileştirmek olan TTB’nin sağlıklı olmaya ilişkin söylemiş olduğu sözlerin bile ‘ulusal çıkarlar’ açısından tehlikeli bulunarak tabiplerin teslim alınmak istenmesini herkes ibretle izledi. İnsanlara inançlarından, düşüncelerinden, kimliklerinden, kültürlerinden, etnisitelerinden… özcesi kendiliklerinden vazgeçmeleri en çılgınca ve yüzsüzce dayatılmaktadır. Nitekim buna gelmeyen on binlerce emekçi, görevlerinden uzaklaştırıldı, devlet karşısındaki haklarını savunan sendikalarından çıkma seçeneğiyle karşı karşıya bırakıldı.

15 Temmuz sonrası on binlerce sendikacı, sırf işini kaybetmemek, AKP-MHP faşist iktidarının kara listesine girmemek için yıllarca üyesi oldukları sendikalarından istifa ettiler. Pek çoğu da mevcut iktidar tarafından emek alanının JİTEM’i gibi değerlendirilen Memur-Sen’e geçti. Bu yönüyle AKP-MHP faşizmi, muhalif gördüğüne yaşam hakkı tanımamayı ve yandaş devşirmeyi birlikte bir özel savaş uygulaması olarak ustalıkla geliştirdi. Bilinen ve Türkiye demokrasi mücadelesinde belli bir yere sahip olan emek konfederasyonlarına içlerini boşaltmak da dahil, büyük bir baskı uygularken, emek alanının JİTEM’i rolünü biçtiği Memur-Sen Konfederasyonu’na her türden olanağı sunmakta ve buna memur akışının olması için çok büyük bir çaba sarf etmektedir. Böylelikle devletlerin demokrasiye duyarlı kılınmasında belli rolleri öteden beri olan sendikaları, tümden mevcut iktidara yalakalık ve militanlık yapan bir kontra oluşuma dönüştürmeyi amaçlamaktadırlar. Açık ki, pek çok şeye ihanet ederek başkalaşıma uğramışlar olarak, kendileri gibilerin sayısını arttırmak istemektedirler.

Kuşkusuz her yerde çok büyük bir güç anlamına gelen emek alanına yönelik saldırılar sadece bu şekilde olmamaktadır. Geçmişten beri, TC’nin muhalif yapıların içine girerek, sızarak mevcut yapıları, örgütleri kendi var oluş özlerinden uzaklaştırma çalışmaları da sistematik bir şekilde sürdürülmüştür. Muhaliflerini karalama, dedikodu yayma, güven sorunu yaratma, insanların toplumsallaştığı ortamları bulandırma, yozlaştırma özellikle istihbarat örgütünün en fazla kullandığı yöntemlerdendir. Tüm bunları da kimi zaman ne yaptığının farkında olmayan, kullanılan iyi niyetli insanlar üzerinden yaparken, kimi zaman da bizzat sızdırdığı ajanları üzerinden yapmaktadır. Nitekim bir süre önce özellikle Ankara merkezli gelişen dedikoduların, oluşan güven bunalımlarının ve sorunların kaynağının yine emek yapısı içinde devşirilen Engin Zorlu ve Yeliz Kamışlı adlı MİT ajanları olduğu anlaşılmıştır.

Özel savaş rejimi olarak kurgulanmış olan TC’nin tüm uğursuz birikimini arkasına alan AKP-MHP özel savaş iktidarı döneminde hiçbir şeyin kendiliğinden gelişmediğini bilmek çok büyük önem taşımaktadır. Yaşamak için her şeye mutlak hakim olmak zorunda olduğunu hisseden ve topluma karşı sürekli savaş halini yürüten bir iktidarla karşı karşıyayız. Ancak tüm faşizmler nasıl ki mücadele ile aşılmış ve yerle bir edilmişlerse, hiç kuşku yok ki, toplumun doğasına ters olan bu kapkara faşizm de yine mücadele ile yerle bir edilecektir. Bunun emareleri de fazlasıyla görülmektedir. Bu kadar zalim, anti demokratik, baskıcı oluşu bundandır.

Baskılar ve yönelimler karşısında yapılacak şey de hiç kuşkusuz bugüne kadar olduğu gibi direniştir. Ezilip büzülmenin, geri adım atmanın, bekle görcü bir yaklaşımı esas almanın başta emekçiler olmak üzere hiç kimseyi hiçbir faydası olmayacaktır. Zira faşizm ezdikçe, boyun eğdirdikçe, kendinden geçercesine daha fazlasını yapar. Toplumun bilinçli kesimi ve belli bir direniş geleneğine sahip olan emekçilere düşen, tüm baskılara rağmen dayanışma içinde olmaktır, zayıflatıcı iç gündemleri aşmaktır, dayatılan örgütsüzlükle mücadele edip, emek alanında geliştirilmek istenen kontralığa karşı durmaktır ve en genel anlamda da direnmektir. 

İbrahim Akkoyunlu/Ankara

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Emek  alaninda  MIT  Ajanlari  Desifre  Edildi  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.